Son yıllarda sıkça karşılaşılan bir terim haline gelen "narsist", popüler kültürün bir parçası haline gelmiş durumda. İnsanlar, birbirlerine sıkça "narsist" suçlaması yöneltiyor. Ancak uzmanlar, bu kavramın doğru anlaşılmadığı ve herkesin narsistik özelliklere sahip olduğuna dikkat çekiyor.
Uzmanlar, narsistik kişilik bozukluğunun, bir kişilik bozukluğu olarak değerlendirilebilmesi için bazı belirgin kriterlerin bulunması gerektiğini belirtiyor. Psikiyatri uzmanları, narsistik özelliklerin her bireyde var olduğunu ancak bunun hemen bir bozukluk anlamına gelmediğini vurguluyor.
Narsizm, kişinin kendisini ön planda tutarak ego tatmini sağlaması anlamına gelir ve bu, insanın hayatta var olabilmesi için gerekli bir özellik olarak kabul ediliyor. Ancak bu özelliklerin ergenlik döneminden itibaren hayat boyunca sürekli olarak var olması ve kişinin tüm sosyal ve kişisel ilişkilerinde işlevsellik sorunlarına yol açması, narsistik kişilik bozukluğunun göstergeleridir.
Narsistik kişilik bozukluğu, her 100 kişiden 1'inde görülen bir rahatsızlık olarak tanımlanıyor. Bu bozukluğu taşıyan bireylerin en belirgin özelliği, başkalarını kendi çıkarları doğrultusunda kolayca kullanabilmeleri ve empati yoksunluklarıdır.
Narsistik kişilik bozukluğuna sahip kişiler, genellikle kendilerine yönelik sürekli bir hayranlık ve onaylanma ihtiyacı duyarlar. Başkalarına empati gösterme yetenekleri oldukça sınırlıdır. Ayrıca, kıskanıldıkları düşüncesi ve sürekli takdir edilme arzusu da bu kişilerin önemli karakteristiklerindendir. İstenilen geri dönüşü alamadıklarında ise saldırganlık ve aşağılayıcı tutumlar sergileyebilirler.
Tedavi süreci genellikle uzun süreli psikoterapilerle ilerler. Bu terapilerde, bireylerin narsistik özellikleriyle yüzleşmeleri sağlanır ve onların daha sağlıklı ilişkiler kurabilmeleri için davranışsal önerilerde bulunulur.
Eğer depresyon gibi başka ruhsal hastalıklar da eşlik ediyorsa, ilaç tedavisi de sürece dahil edilebilir. Narsistik kişilik bozukluğu olan kişiler genellikle orta yaşlarına gelene kadar tedaviye başvurmazlar.
Bu kişiler genellikle hayatlarında ciddi kayıplar yaşadıktan sonra terapistlere yönelirler, ancak çoğu zaman bu başvurular yas tutma amacı taşır.
Narsistik kişilik bozukluğu, içgörü oranının düşük olduğu bir bozukluktur, yani bireyler, bozukluklarını kabul etmekte zorlanabilirler. Ancak doğru bir tedavi süreciyle, bu kişiler narsistik özelliklerini tamamen kaybetmeseler de, yaşamlarında daha sağlıklı ilişkiler kurabilecek düzeye gelebilirler.





