Erzurum’da bazı kelimeler vardır; öyle kolayca söylenmez. Çünkü o kelimeler yalnızca bir sıfat değil, bir ömrün, bir duruşun, bir geleneğin ve bir toplumsal hafızanın karşılığıdır. Dadaş da bunlardan biridir.
Dadaşlık, Erzurum’da yalnızca bir kimlik olmaktan ziyade; mertliktir, vefadır, sözünün eri olmaktır. Gerektiğinde başkasını kendinden öne koymak, güçlüyken ölçüyü kaybetmemek, makam sahibi olduğunda insanlara tepeden bakmamaktır. Dadaşlık, bir başkasının üzerinde hâkimiyet kurmaktan öte, insanın kendi nefsine hâkim olmasının adıdır.
Şimdi bütün bu anlamların üzerine bir seçim şarkısının sözlerini düşünelim:
“Dadaşın efendisi, Erzurum yüreklisi…”
Ardından gelen diğer ifadeler:
“Memleket sevdalısı, seninleyiz seninle…”
“Çalsın davul zurnalar, başkanımız sensin yine…”
“Esnafın umudusun, tüccarın gururusun…”
“Dadaş için çalışan Erzurum’un oğlusun…”
Bir aday için övgü dolu sözler yazılabilir. Bir seçim kampanyasında müzik kullanılabilir. Adayın hizmetleri, tecrübesi ve şehre katkıları anlatılabilir. Bunların hepsi siyasetin ve seçimlerin doğal parçalarıdır.
Asıl mesele, bir adayı övmekse eğer; onu överken hangi kelimelerin seçildiği, hangi duyguların harekete geçirildiği ve hangi toplumsal değerlerin nasıl kullanıldığı çok daha önemlidir.
Çünkü bazen bir insanı yüceltmek için kurulan cümleler, farkında olmadan onu zor durumda bırakabilir.
Sen kimsin de dadaşın efendisisin?
Gelelim meselenin tam merkezine.
“Dadaşın Efendisi” ne demek?
Kimin efendisi?
Hangi dadaşların efendisi?
Hangi yetkiyle, hangi sıfatla, hangi ölçüye dayanarak?
“Dadaşın efendisi” denildiğinde yalnızca bir adaya iltifat edildiği söylenebilir mi? Yoksa farkında olmadan diğer dadaşların karşısında onu daha yukarıya yerleştiren, birilerini yöneten, birilerinin üzerinde bulunan kişi gibi gösteren bir dil mi kuruluyor? Ayrıca ‘Dadaş’ senin kölen mi? Sen efendisi oluyorsun?
Elbette bu ifade, onu hazırlayanların niyetine göre farklı anlamlar taşıyabilir. Belki bir üstünlük iddiası dışında, sıradan bir övgü olarak düşünülmüştür. Ancak kamusal alanda kullanılan kelimeler yalnızca söyleyenin niyetiyle değerlendirilmez; dinleyende uyandırdığı anlamla da ölçülür.
İşte tam burada sormak gerekiyor:
Bir insana duyulan saygıyı anlatmak için neden onun başkalarının efendisi olduğu söylenir?
Saygınlık için efendi olmaya mı ihtiyaç vardır? Bir insanın ağırlığı, başkalarına karşı hangi konumda durduğuyla mı, yoksa kendi karakteriyle mi ölçülür?
Erzurum’un dadaşları, bir kişinin kendilerine efendi ilan edilmesine ihtiyaç duyan insanlar mıdır? Yoksa kendi değerleri, geçmişleri ve onurları olan; kimin yanında duracağına kendisi karar veren insanlar mıdır?
Bu soruların cevapları, bir seçim şarkısının ritminden çok daha önemlidir.
Çünkü bir adayı yüceltmek başka şeydir, o adayı herkesin üstüne yerleştiren bir dil kurmak başka şey.
Erzurum’da her unvanın bir ağırlığı vardır
Erzurum’un kültüründe büyüklük, her zaman yüksek sesle ilan edilmez. Bazen en büyük insan, kendisini anlatmaya en az ihtiyaç duyan insandır.
Dadaşlık geleneğinin temelinde tevazu yoksa mertlik eksik kalır. İnsan sevgisi yoksa vefa yalnızca bir söze dönüşür. Hakkaniyet yoksa makamın da unvanın da bir anlamı kalmaz.
Bu nedenle “Dadaşın Efendisi” gibi iddialı bir ifade, yalnızca bir seçim şarkısının nakaratı olarak değerlendirilip geçilecek kadar hafif değildir.
Çünkü burada kullanılan kelime, bir kişinin kişisel başarısını anlatmaktan çıkıp bir topluluğun üzerinde sembolik bir üstünlük kurma izlenimi doğurabilir.
Kimse Erzurum’un bütün dadaşlarını tek bir sıfatın içine sığdıramaz. Kimse bir şehrin insanlarını, bir adayın kampanyasında kullanılacak övgü cümlelerinin dekoru hâline getiremez.
Dadaşlık, bir kişinin seçim sloganıyla dağıtabileceği bir paye değildir.
Bir insanın dadaşlar arasında saygı görmesi, kendisine “efendi” denilmesiyle olmaz. İnsanların onun hakkında ne düşündüğüyle, hayatı boyunca nasıl bir duruş sergilediğiyle ve arkasında nasıl bir iz bıraktığıyla ilgilidir.
Övgü adına kurulan bir cümle, neden başka insanları aşağıda bırakıyormuş gibi algılanma riskini taşısın?
Başkanlık bir üstünlük makamı değildir
Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası seçimleri, kişisel şöhret yarışından çok daha fazlasıdır. Burada söz konusu olan; esnafın, tüccarın, sanayicinin, girişimcinin ve şehrin ekonomik geleceğine ilişkin beklentilerin temsilidir.
Cumhurbaşkanı bile her fırsatta biz bu milletin hizmetkarıyız derken, sen nasıl oluyor da Dadaşın efendisi oluyorsun?
Bu makama talip olan kişinin görevi, bir topluluğun efendisi olmak değil, hizmetkarı olmaktır!
O topluluğun sorunlarını anlamak, beklentilerini karşılamak ve ortak menfaatleri için çalışmaktır.
Bir oda başkanlığı, insanlara hükmetme makamı değil, sorumluluk üstlenme makamıdır.
Bir başkanın büyüklüğü, üyelerinin sorunlarına ne kadar çözüm ürettiğiyle, şehrin ekonomisine ne kattığıyla ve kendisine emanet edilen görevi nasıl yürüttüğüyle ölçülür.
“Başkanımız sensin yine” denilebilir. Bir adayın tecrübesi, geçmiş hizmetleri ve yeniden seçilme arzusu dile getirilebilir. Fakat bunların yanında kullanılan “efendi” gibi ifadeler, seçimin esasını gölgelememeli.
Bazen bir adaya en büyük zararı rakipleri değil, onu sürekli öven ve her fırsatta olduğundan daha büyük göstermeye çalışan yakın çevresi verir.
Çünkü gerçek destek, gerektiğinde yanlış anlaşılabilecek bir ifadeye itiraz etmektir. Onu daha dikkatli bir iletişim dili kullanmaya davet etmek de desteğin parçasıdır.
Adayın çevresinde bulunanların görevi yalnızca alkış tutmak olmamalı, gerektiğinde ayna da tutmalıdır.
Erzurum’un efendileri nerede?
Bu ifadenin bir de insanı düşündüren, biraz da hüzünlü bir tarafı var.
Erzurum’da nice insan yaşadı. Nice dadaş geldi geçti. Şehrine hizmet edenler, esnafın derdini dinleyenler, memleketi için mücadele edenler, arkasında güzel bir isim bırakmaya çalışanlar…
Kimileri makam sahibi oldu, kimileri olmadı. Kimileri çok konuştu, kimileri sessizce işini yaptı. Fakat zaman geldi, hepsi bu dünyadan göçtü.
Bugün kendisine “efendi” denilen nice insanın adı, belki bir mezar taşında, belki bir aile hatırasında, belki de birilerinin gönlünde yaşıyor.
Erzurum’un gerçek büyükleri, bugün başkalarına efendilik taslayanlardan ziyade; yarın kendilerinden saygıyla söz ettirebilenlerdir.
Erzurum’un efendileri de dadaşların efendileri de nihayetinde toprağa kavuşur. Geriye unvanların gösterişinden öte, insanın nasıl yaşadığı ve nasıl hatırlandığı kalır.
Bu yüzden insan, kendisine yakıştırılan sıfatlardan önce o sıfatların altını dolduracak bir hayatın peşinde olmalı.
Hele ki bir şehrin insanlarını temsil etme iddiasındaysa…
Erzurum’da herkes başkanlığa aday olabilir. Her aday desteklenebilir. Her aday için şarkı da yapılabilir. Ama kimse, sırf övülüyor diye dadaşların efendisi olmaz. Nokta.








